Nuremberg’te yaşayan Johann Christoph Denner (1655-1707) adlı enstrüman yapımcısı, 1700′lerden önce klarneti keşfeden ilk zanaatkardır. İlk kez Denner’ın şalümo üzerinde yaptığı bazı küçük değişikliklerden sonra gelişim sürecine giren bu inanılmaz potansiyele sahip enstrümanın, yüzyıllar boyunca kendini geliştirmeyi başaramamış olması dikkat çekicidir. Denner ın klarnetin keşfine giden süreçte yaptığı ve zaferle sonuçlanan iş ise, şalümodaki düşük ses genişliğini daha kullanışlı bir hale getirerek üç misli arttırılmış hareket serbestliğine uzatmak olmuştur. Denner, 1690 yılında şalümoda yaptığı bu ilk değişiklerle oluşturduğu enstrümanına şalümoks (chalumeaux) adını vermiştir. Bu enstrüman, günümüz klarnetinin ilk şeklidir. Çok parçalı olan bu yeni enstrümana, Avrupa’da kullanılan bir çeşit nefesli enstrüman olan "clarion"un yerini aldığı düşünülerek "clarionet" adı da verilmiştir. Bu ad zamanla daha çok yaygınlık kazanarak bugünkü klarnet adının yerleşmesine sebep olmuştur.
İlk klarnet örnekleri
Avrupa’da yaygınlık kazanmış bazı çalgılar, kısa zamanda Osmanlıda da tanınmış ve kullanılmıştır. Klarnet de bu çalgılardan biridir. J.C.Denner ile başlayan ve 1700′lü yıllarda gelişimini tamamlayan klarnet çok çabuk benimsenerek orkestralardaki yerini almıştır.
Ülkemizde Alman sistemi klarnetlerin ilk kez 1820′li yıllarda halk arasında kullanıldığı bilinmektedir. Klarnette bu gün kullanılan Boehm sistemi ise, 1854 yılında İstanbul’a getirilmiştir.
Avrupa’da keşfedilen bazı çalgılar, ülkemizde ilk kez Muzıka-i Hümayun’da yer almıştır. Guiseppe Donizetti, Muzıka-i Hümayun’da eğitmenlik yaptığı dönemde, Avrupa’da kullanılan çalgıların saray bandosuna girişini sağlamıştır.
Guiseppe Donizetti
Tanzimat dönemi şairlerinden Ayni, saray bandosunu övdüğü manzumesinde klarnetten şöyle söz etmektedir.
Kıralınat gibi bir saz-ı rana
İder ahengi her kavmin icra Bülend-ü pest olur savtı şinide
İder ahengi her kavmin rana
Guiseppe Donizetti, Muzıka-i Hümayun’da kullanılmasını uygun gördüğü bu çalgıların öğretilmesi için, Avrupa’dan yabancı eğitmenler de getirtmiş olup bu eğitmenler arasında "glarnet" üstadı olarak bilinen ve "Tüysüz" lakabıyla anılan Francesco da vardı. (Tüysüz lakabı yakıştırmasını, Zati Arca merhumun söylediği bilinmektedir.)
Klose, 1839′da Paris Konservatuarı’na profesör olmuş, 1845 yılında da Boehm sistemi klarneti öğretmeye başlamıştır. Klose’nin yeni sistemde yetiştirdiği öğrencileri arasında, Francesco’nun da olduğunun tahmin edilmesi, zamana uygun düşmektedir. Frencosco’nun Muzıka-i Hümayun’da yetiştirdiği öğrenciler, klarnet geleneğini devam ettirmişlerdir. (M.Ali Bey, Zati Arca’yı yetiştirdi. Veli Kanık onun çırağı oldu.) Muzıka-i Humayun’da kullanılan klarnet, zamanla farklı alanlarda da kullanılmış ve çeşitli denemeleri yapılmıştır.
1917′de Harbiye Nazırı Enver Paşa’nın kurmak istediği Mehter Takımlarında, klarnet saz kadrosuna alınmış, fakat mehterde uygulaması hemen hemen hiç olmamış ve kısa bir süre sonra da kaldırılmıştır.
Ülkemizde o dönemde klarnetin yaygınlaşmaya başlandığını gösteren bir takım izler de mevcuttur. Örneğin, "Ceride-i Havadis" gazetesinin ilk sayılarından birinde şu haber yayınlanmıştır:
"Tulumbacı Ermeni’nin biri Beyoğlu’nda meyhanede oturur iken iki katolik dahi başkaca oturup "glarnet" çalarlarmış. Tulumbacı Ermen’i yetişir, -çalmayın- dedikte onlar dinlemediklerinden dolayı kalkıp ikisini de bıçakla vurmuş"
Klarnet ismi bu haberde "glarnet" olarak geçmektedir. Klarnet ismi, eski halk söylemi ile "glarnet" ya da "gırnata" olarak bilinmektedir. Klarnetin ülkemize 1820′li yıllarda girmesine rağmen, gırnata ismi daha çok daha önceleri duyulmuştur. Bunun sebebi Suriye’de kullanılan bütün nefesli sazlara "kurnayta" denilmesidir.
Evliya Çelebi ise seyahatnamesinde, İngiliz icadı olan kurnata adlı bir borudan bahseder. İlk harften sonra "vav" harfi koymadığı için, kelime esre ile kırnata (veya gırnata) da okunabiliyordu . Bu bilgi, J.C. Denner’ın klarneti icadından en az yarım asır öncesine aittir. Yani "gırnata" ismi, klarnetin ülkemize girişinden çok daha önce duyulmuş ve halkımızca kullanılmıştır. Klarnet ülkemize girdikten sonra ise nefesli bir çalgı oluşu nedeniyle, halkımız buna da gırnata adını vermiştir. Günümüzde halk arasında hala bu isimle anılmaya devam edilmektedir.
Muzıka-i Hümayun’da Yetişmiş İlk Dönem Klarnet İcracıları
Mehmet Ali Bey
Çengelköylü Mustafa Bey’in oğlu olan Mehmet Ali Bey, İstanbul’da doğmuştur. 1856 yılında Muzıka-i Hümayun’a giren Mehmet Ali Bey, aynı zamanda Guatelli’nin muaviniydi. Guatelli’nin en yoğun çalışmaları döneminde yetiştirdiği Saffet, flütçü Haydar (Pembe Kız Opereti’nin bestecisi), müezzinbaşı Rıfat Bey ve Pazı Osman Ağa gibi mızıkacılar arasında seçkinlik göstermiş kıdemli bir sanatkar olduğu için, Guatelli”in muavinliğine ayrılmıştır. 1875 yılında miralay rütbesini alan Mehmet Ali Bey, ilk armoni derslerini de Guatelli’den almış olup, günümüzde de bilinen İzmir ve Plevne marşlarının bestecisidir.
Muavinlik görevi devam ederken sarayın ilk bando ve orkestra şefi olmuştur. Mehmet Ali Bey aynı zamanda Muzıka-i Hümayun’da yetişmiş iyi bilinen bir klarnet üstadı olup öğrencileri arasında, marş ve şarkı bestecisi olan Zatı Arca da vardır. Mehmet Ali Bey, ülkemizde klarnetin ilk eğitmenlerinden olup, değerli icracılar yetiştirmiş önemli bir isimdir. 1895 yılında vefat etmiştir.
Mehmet Ali Bey
Zati Bey
1864 yılında İstanbul’da Beyazıt’da dünyaya gelen Zati Bey, Sırmakeş Hüsnü Efendi’nin oğludur. 1873 yılında Muzıka-i Hümayun’a girerek keman muallimi Pascualli’den keman dersi almıştır. Fakat bu sazda istediği gelişmeyi gösteremeyeceğini çabuk anlayıp flüt sınıfına geçmiştir. Flüte dört beş senelik emeği geçen Zati Bey’in, tekrar sınıf değiştirerek klarnete başlaması Miralay Mehmet Ali Bey teşvikiyle olmuştur. Mızıkada klarnetçilerin azaldığını gören Mehmet Ali Bey, flüt sınıfından beş altı öğrenciyi klarnet sınıfına almıştır ki, Zati Arca da bu öğrenciler arasındadır. Klarnet sınıfına geçen Zati Arca, çalışmalarını titizlikle sürdürerek iyi bir klarnetçi olmuştur.
Zati Bey; bir yandan da Guatelli Paşa’dan armoni, Aranda Paşa’dan piyano dersleri almıştır. Zati Bey, Avustralya’dan ülkemize gelen bir koronun II. Abdülhamit’in huzurunda konser verip beğenildiğini görünce, saraydaki Türk müzisyenlerden böyle bir heyet kurmuş, konserler vererek başarı kazanmıştır.
Zati Bey
1951 yılında kaybettiğimiz Zati Arca, bandoya daha çok klarnetiyle hizmet etmiştir. Ülkemizde "Türk Klarnet Okulu" diye anılan ekolun kurucuları başta Mehmet Ali Bey olmak üzere Zati Bey’dir. Muzıka-i Hümayun’un günümüze kadar devam eden klarnet üslubunu Zati Bey oluşturduğu söylenebilir.
Veli Kanık
Veli Kanık 1297 (=1881) de İzmir’de doğmuştur. Müzik kabiliyeti İzmir Sanayi Mektebindeki öğrenciliği yıllarında ortaya çıkmıştır. Yedi yaşında girdiği bu okuldan mezun olduktan sonra, mi bemol klarnet ile okul bandosunda yer almıştır. Kendisinden önce Muzıka-i Hümayun’a geçmiş bulunan bir okul arkadaşından aldığı bir mektup üzerine aynı muzıkaya yazılmak için İstanbul’a gelmiştir. Muzıkanın o zamanki öğretmenlerinden Zati Bey, Veli’nin musiki kabiliyetini sezdiği için kendisini Gümüşsuyu Kışlasında himayesine alarak, si bemol klarnetle yetiştirmeye başlamıştır.
Kısa zamanda klarnetle büyük gelişme gösteren Veli Kanık, iki yıl sonra da solist Kara Ahmet Bey’in yerine solo klarnet icra etmeye başlamıştır. Saray orkestrasında da cumhuriyetin ilanına kadar, Zati Bey’in yanında klarnet icra etmiştir.
Birinci Dünya Savaşı yıllarında Sofya, Peşte, Münih ve Dresden’e yapılan konser seyahatinde İhsan Künçer’le birlikte orkestrada yer almıştır. Savaş sonlarında ise, muhacir Beyaz Rus müzisyenleri arasında Hartman, Butnikov gibi orkestra şeflerinin idaresinde senfonik konserlere katılmıştır.
Saffet ve Zati Bey’ler muzıkadan ayrılınca orkestranın başında Zeki Bey ve bandoda da Veli Bey kalmıştır. Darülâceze Bandosunu Zati Arca, Velik Kanık ve diğer iki arkadaşlarıyla elbirliği yaparak kurmuşlar, Veli Kanık bu bandoda değerli icracıların yetiştirilmesinde önemli rol oynamıştır.
Veli Bey kendi çalışmalarıyla armoni öğrenmiş olup, hala söylenmekte bulunan bazı okul marşları yazmıştır. Veli Kanık, ülkemizde bandoculuğa fazlasıyla emeği dokunmuş iyi bir klarnet öğretmeni olduğu gibi, iyi bir müzik nazariyatçısı sayılmaktadır.
Veli Kanık
Hocası Zati Bey’den feyz almış olmasına rağmen, bando işlerinde Saffet Atabinen’i örnek edinmiştir.
1953 yılında vefat eden Veli Kanık, babası Orhan Veli merhumun yanına defnedilmiştir.
Klarnetin Türk Müziğine Girişi
Klarnet ilk kez, 1800′lü yılların sonuna doğru Türk Müziği icrasında kullanılmıştır. Muzıka-i Hümayun’da icra edilen klarnetin, zamanla farklı alanlarda da icrası gerçekleşmiştir. Klarnetin ilk kez Türk Müziğinde icra edilmesi "Klarnet İbrahim Efendi" tarafından gerçekleştirilmiştir
Klarnet, ülkemizde icra edildiği ilk yıllarda, Askeri Muzıkalar ve Bandolarda yer almaktaydı. Klarnetin Türk Müziğindeki uygulaması pek kolay olmamıştır. Bunda Türk Müziğinin tonal sistemi önemli etkendir.
İbrahim Efendi Türk Müziğinin tonal sistemini klarnete başarıyla uygulamıştır. Tanbur da icra ettiği bilinen İbrahim Efendi, klarneti kendi çabasıyla öğrenmiştir.
Türk Müziğinde klarnet icrasının gerçekleştirildiği yıllarda, başka klarnet icracılarından da bahsedildiğini görmekteyiz. Bu klarnetçilerden bir tanesi Kemençeci Vasil dir. Ancak Kemençe üstadı Vasil’in, klarneti Silivri’de bulunduğu dönemlerde meyhane alemlerinde, panayırlarda, köy düğünlerinde icra ettiği rivayet edilmektedir. Diğer bir isim de Ramazan Bey’dir. Fakat klarnetin Türk Müziğinde yer alması ve kabul görmesini sağlayacak çalışmaların ilk kez İbrahim Efendi tarafından yapıldığı bilinmektedir. İbrahim Efendi’nin doğum tarihi tespit edilmemiş olup 1925 yılında Bağdat’ta vefat ettiği bilinmektedir.
O dönemde Türk Müziğinin klarnet ile icra edilmesinden hoşnut olmayan bazı kesimler de vardı. Tanburi Cemil Bey’in de önceleri klarnetten pek hoşnut olmadığı bilinmektedir. Ancak İbrahim Efendi’nin klarnet icrasındaki üslubu ve klarnetten çıkardığı sesleri dinleyen Tanburi Cemil Bey’in klarnete hayran kaldığı bilinmektedir. Bu konuyla ilgili Mesut Cemil’in anlatımından;
"Bir akşam merhum hariciye muhassebecür Tevfik beyin damadı Şerif Alizade Murat Bey’deydik. O zamanlar fasıla iştirak etmek suretiyle bir saz daha kazandıran İbrahim Efendi de oradaydı. Klarnet İbrahim’i yakından tanıyan ve üslubunu beğenen Fahri Kopuz’un söylemi ile; Ben üstada İbrahim Efendi’ye gıyaben takdim ettim. Gayet güzel klarnet çaldığını söyledim. Bana cevaben "bunların nağmelerine karşı kalbimde kal’a duvarı vardır" dedi. Fakat biraz sonra ahenge başladıktan sonra İbrahim Efendi’yi ima ederek "bu zat bizim duvarı zorlamaya başladı" dediler. Bir aralık lavtayı eline alarak "İbrahim Efendi, buyrun sizinle birkaç karşılama, köçek havaları çalalım" dedi. İbrahim Efendi imtihanda muvaffak oldu. Üstad bu defa O’na İbrahim Bey Efendi, sizin hakkınızda su izanda bulunmuştum. Affedersiniz. Sazında bi hakkın mahirmişsiniz" dedi.
Tanburi Cemil Bey’in de takdirini kazanan İbrahim Efendi’nin, klarneti Türk Müziğine kazandırmakla beraber sevilen bir saz olmasında da büyük emeği olmuştur.
Klarnetin Türkiye Radyolarında Yer Alması
1949 yılında kurulan TRT İstanbul Radyo’sunun ilk yıllarında TRT Müzik Yayınları şef’i olan Mesud Cemil Bey, Türk Müziği icrasının yapıldığı sazlar arasında klarnetin de yer almasını sağlamıştır.
TRT Radyolarında ilk klarnet icracısı ise Şükrü Tunar’dır. Şükrü Tunar’ın klarnet icrasından bir hayli etkilenen Mesut Cemil Bey, radyo programlarında klarnetin bulunmasını gerekli görmüştür.
Şükrü Tunar, TRT Radyosundaki mükemmel denilebilecek klarnet icrası ile kısa zamanda bir üslubun oturmasına yol açmış ve klarnette ekol bir isim olmuştur. Şükrü Tunar’ın radyo programlarındaki klarnet icrası, tüm saz sanatkarlarının gönlünde taht kurmuştur. Sanatkar özellikle programın içeriğine uygun klarnet icrasıyla beğeni kazanmıştır. Türk müziğinin icra edildiği geleneksel çalgılarla klarnet yorumunu en güzel şekilde sergilemiş olup, radyoda klarnet üslubunun oturmasını sağlamıştır.
Klarnetin Türk Müziği’ndeki Yeri Ve Önemi
Türk Müziği icrasında kulanılan klarnet, (G) sol klarnet’tir. Albert sisteminde yapılan bu klarnet çeşidi, musikimizde Türk Müziğine özgü yapısı ve ses genişliği ile tanınmaktadır. Ülkemizde 1900′lü yıllardan günümüze değin Aubert sistemi sol klarnet icra edilmektedir.
Alman çalgı yapımcıları tarafından üretilen sol klarnet, daha çok Türk Müziği icra eden klarnetçilerin tercihidir. Aubert sistemi sol klarnetin neden tercih edildiği konusunda farklı düşünceler vardır. Ancak genel düşüncelerden biri, Aubert sistemi klarnetin farklı bir sistem olan Boehm klarnet sistemine göre daha az pozisyon içermesidir. Aubert sisteminin, özellikle Türk Müziği icra ederken ve komaların seslendirilmesinde esneklik ve kolaylık sağladığı düşünülmektedir. Sol klarnetin icrası daha çok Türk Müziğinde yaygın olduğundan Avrupa’nın birçok yerinde bu klarnet "Turkish Clarinet" adıyla anılmakta ve tanınmaktadır.
Klarnette Türk Müziği icra edilmesi, diğer Türk Müziği geleneksel çalgılarına göre daha güçtür. Çünkü klarnetin perde yapısı, Türk Müziği icrasında kullanılan geleneksel çalgılardan farklıdır. Örneğin; tanbur ya da kanun çalgıları, Türk Müziğini rahatlıkla seslendirebilecek perde yapısına sahiptir. Yani, tonal sistem içinde yer alan seslerin bu çalgılarda sabit perdeleri mevcuttur. Bu perde sisteminden farklı bir yapıya sahip olan klarnette ise, Türk Müziği seslendirirken en önemli etken icracının duyumudur. Klarnet icracıları genellikle, dudak faktörünü (gevşetip-sıkma) kullanarak komaları seslendirmektedir.
Klarnet, Türk Müziğinin geleneksel çalgıları arasında büyük bir uyum sağlamış ve renkli bir çalgı olarak kullanılmıştır. Türk Müziği icrasında -özellikle köçekçeler, sirtolar, oyun havaları ve fasıllarda- önemli bir yere sahip olup, farklı bir yorum sağlamaktadır.
Türk Müziğinde klarnet üslubunun oluşumu İbrahim Efendi ile başlamış olup, Şükrü Tunar’ın icrası ile tamamen oturmuştur. Günümüze değin pek çok değerli klarnet icracıları yetişmiştir ki, bu icracılar sayesinde klarnet Türk Müziğinde hak ettiği yeri almıştır.
Klarnet, halk müziğimizde de yer almış olup, Anadolu’nun bazı kesimlerinde halen vazgeçilmez bir çalgı olarak kullanılmaktadır. Özellikle Doğu, Güneydoğu, Trakya ve Teke yöremizde klarnet kullanımı yaygındır.
Topluluk içinde icra edilirken, tüm çalgılarda olduğu gibi klarnetin de arzu edilen şekilde icrası önemlidir. İcracısından kaynaklanan bir aksaklık ya da hakimiyetsizlik olursa, klarnetin etkin sesi kolayca açığa çıkar. Çoğu zaman icracıdan kaynaklanan aksaklıklar nedeniyle, klarnetin de içinde olduğu bazı çalgılar topluluk programlarında kısıtlı kullanılmıştır.
Musikimizin her alanında önemli bir yer teşkil eden klarnetin yaygınlık kazanması ve icra geleneğinin devamını sağlayacak çalışmaların yapılması önem arzetmektedir.
Klarnetin Türk Müziği icrasındaki üslubu ve kullanımının öğrenilmesi, Türk Müziğinde yer almaya başladığı yıllardan günümüze değin sürekli aktarım şeklinde devam etmiştir. Yani, kuşaktan kuşağa dinleyerek ya da taklit etme yöntemiyle öğrenilen sol klarnetin, Türk Müziğindeki icrasının öğrenilmesini sağlayacak çalışma metodu ilk kez tarafımca hazırlanmış ve Bemol Müzik Yayınevi tarafından yayınlanmıştır.
Serkan ÇAĞRI