İman, Amel den Ayrı Bir Cüz dür
Ehl-i Sünnet’in müctehid imamları; imanın bir bütün olduğu hususunda ittifak
etmişlerdir. İman
amelden bir cüz değildir. İmam-ı Azam Ebû Hanife
"El Vasiyye" isimli eserinde: "Sonra amel imandan
iman da amelden
başkadır. Çünkü çoğu zaman mü’minden amel yapma mükellefiyeti kalkabilir. Amel
kalktığı zaman
iman da kalkar denilmesi caiz değildir. Zira hayız
halindeki bir kadından; o hal içerisinde iken
namaz kalkar. Böyle
bir kadın için iman da kendisinden kalkar diyemeyiz. Yahut kendisine
imanı da terketmesi emredilir denilemez. Yine fakire zekat yoktur denilir
fakat fakire iman gerekli değildir denilemez. Eğer iman amelden bir
parça olsaydı
amelin düştüğü hallerde imanın da düşmesi gerekirdi. Halbuki
durum böyle değildir"(İmam-ı Azam-ı Fıkh-ı Ekber (Aliyyü’l Kari Şerhi) İst:
1981
Çağrı Yay. Sh: 216.) diyerek
bu inceliği ifade etmiştir.
Kur’an-ı Kerim’de: "Kim Allah’a iman eder ve salih ameller (ve
hareketler) de bulunursa (Allah) onu altlarından ırmaklar akan cennetlere koyar"
( Et-Talak Sûresi: 11.) buyurulmaktadır. Burada Allahû Teâla (cc) imanı
amelden ayırmış ve insana amelden ayrı olarak mü’min demiştir. Ayrıca
Ayet-i Kerime’de "Salih amel işleyen" cümlesi
"İman eden" cümlesine atfedilmiştir.
Arapça gramerinde; ancak ayrı manada olan şeyler birbirine atfedilir. Binaenaleyh
ayette geçen imandan maksad
kalb ile tasdiktir. Bundan başka amelin
imana dahil olduğu kabul edildiği takdirde
amelle ilgili hükümlerde olduğu
gibi
iman esaslarında da neshin caiz olması gerekirdi. Oysa imanla
ilgili konularda böyle bir şeyin sözkonusu edilmesi imkansızdır. Bu da
gösteriyor ki
iman ile amel ayrı ayrı şeylerdir.(İmam-ı Maturidi-Akaid Risalesi
İst: 1953
Sh: 22.)
Ancak herhangi bir amelin makbul olabilmesi
için iman şarttır. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de: "Kim bir mü’min olarak
iyi ve güzel amellerde bulunursa o ne artırılmasından
ne eksiltilmesinden
endişe etmez" (Taha Sûresi: 112) buyurulmuştur. Bu Ayet-i Kerime’de
amelin
makbul olabilmesi için imanın şart olduğu belirtilmiştir. Meşrutun (yani amelin)
şartta (yani imanda) olamıyacağı aşikardır. O halde iman ve amel
ayrı ayrı şeylerdir.
İmam-ı Maturidi: "Günah işleyenler günahları sebebiyle imandan
çıkmazlar. Çünkü haber-i mütevatirle sabit olan husus
büyük günahların bağışlanma
ihtimalinin bulunduğudur. Büyüğü bağışlanınca
küçüğünün bağışlanma ihtimali daha evladır" (İmam-ı
Maturidi-Kitabû’t Tevhid-Beyrut: 1970
Sh: 329. ) hükmünü zikrediyor.
Aliyyü’l Kari:
"Ne kadar büyük olursa olsun
helal olduğuna inanmadıkça hiçbir müslümanı
işlediği herhangi bir günah sebebiyle tekfir etmeyiz"(İmam-ı Azam-Fıkh-ı Ekber (Aliyyü’l
Kari Şerhi)
Sh: 176. ) demektedir. Bütün bunlar
iman ile
amelin ayrı ayrı şeyler olduğunu göstermektedir.
İman kalb ile tasdik
olduğu için; hakikati ve mahiyeti fazlalık veya noksanlık kabul etmez.
İmam Ömer Nesefi: "Amel ve taatler esas itibarıyla (günbegün
anbean)
artış gösterir. Halbuki iman ne artar
ne de eksilir" (Sadrüddin
Taftazani-Şerhû’l Akaid-İst: 1980
Dergâh Yay. Sh: 280) hükmünü zikreder. Şurası
da unutulmamalıdır ki; Allahû Teâla (cc)’ya kulluk ve salih amel
hususunda ihlaslı olan kimselerin imanı kuvvetli
bu hususlarda laubalilik gösteren
kimsenin imanı zayıf olur. Meselâ; mü’minlerden herhangi bir kimsenin imanı
Resûl-i Ekrem (sav)’in veya Hz. Ebu Bekir (ra)’in imanı kadar
tahkik ve yakin değildir.(İmam-ı Azam-Fıkh-ı Ekber (Aliyyü’l Kari Şerhi) İst:
1981
Sh: 212) Dolayısıylâ İlme’l yakin
Ayne’l yakin ve Hakka’l
yakin arasında derece farkları mevcuddur.
İMAN’IN SAHİH VE KABULE ŞAYAN
OLMASININ ŞARTLARI
İman ölüm döşeğinde iken; yeis ve ümitsizliğe kapılarak
vâki olmamalıdır. Kur’an-ı Kerim’de: "Azabımızın şiddetini gördükleri zaman imanları kendilerine
faide verecek değildir" (Mü’min Sûresi: 85) buyurulmaktadır.
İbn-i Abidin: "Hak
olan mezheplere göre
ölüm döşeğinde can çekiştiren kafirin imanı ile
kendilerini yok edecek azabı gördüklerinde iman eden kafirlerin imanı faide
vermez" (İbn-i Abidin-Reddü’l Muhtar Ale’d Dürrü’l Muhtar- İst: 1983
C:
9
Sh: 24) hükmünü zikreder. Tıpkı Fir’avn’ın boğulma anında iman
ettiğini ilan etmesi gibi!..
Mü’min; Zarûret-i Diniyye’den olan hükümlerden herhangi
birini inkâr veya tekzib etmemelidir. Meselâ bir kimse; Allahû Teâla
(cc)’nın varlığına
birliğine
kitaplarına
meleklerine
ahiret gününe ve peygamberlerine iman
ettiğini ikrar etse
ancak Resûl-i Ekrem (sav)’in peygamberliğine inanmadığını beyan
etse
böyle bir iman sahih değildir. Çünkü iman bir bütündür
tecezzi (Cüzlere ayrılmayı) kabul etmez. Yine Kur’an-ı Kerim’e inandığını beyan
eden bir kimse; O’nun herhangi bir Ayet-i Kerime’sini yalanlasa
bu
kimse mü’min değildir. Çünkü Kur’an-ı Kerim’den olduğu sabit olan herhangi
bir Ayet-i Kerime’yi inkâr etmek küfürdür. (Şeyh Nizamüddin ve bir
heyet-El Feteva-ı Hindiyye-Beyrut: 1400
C: 2
Sh: 266
ayrıca Aliyyü’l
Kari-Şerhû’ş Şifa-ist: 1309
C: 2
Sh: 525 )
Bu noktada:
"- Efendim çoğuna inanıyor ya?" diye itirazda bulunulamaz. Zira Kur’an-ı
Kerim; Allahû Teâla (cc) katından Cebrail vasıtasıyla ve vahiy yoluyla
indirilmiştir. Bir Ayet-i Kerime’yi yalanlamak; vahyi yalanlamak hükmündedir.
İslâmi hükümlerin
tamamını tasdik etmek; delâlet-i ve subuti kat’i olan nass’ları hafife
almamak
alay etmemek ve eda etme hususunda gayretli olmak da
şarttır. Hayatı boyunca iman üzere olan bir kimse
ömrünün sonunda
irtidat ederse ebedi azaba müstehak olur. Dolayısıyla mü’minler; bilmedikleri herhangi
bir mesele ile karşılaştıkları zaman ileri-geri herhangi bir söz söylemeden:
"Allahû Teâla (cc) ve Resûl-i Ekrem (sav) nasıl bildirmişse öyledir"
demelidirler.
Koyu olarak yazılmış son kısıma lütfen dikkat edelim :
Günümüzde bilmediğimiz meseleler hakkında yorum yapmak moda olmuş maalesef. Özellikle
İslam adına laf söz söyleyen bir sürü insan var. Genelde
dikkat edersek herhangi bir mesele hakkında
o meselenin ilmini görmüş
olan ilim erbabı konuşurken
mevzu islam olunca bilende konuşuyor bilmeyende.
Elif i görünce mertek sanal cahiller islam adına konuşmaktan geri
durmuyorlar.
Allahu Tealadan korkmak lazım : İslam adına yanlış bir
söz söylerimde
bir din kardeşim benim bu yanlış sözümle yanlış
amellerde bulunur diye…
İnşallah hepimiz bu konuda gerekli hassasiyeti gösterir ve
İslam adına söz söylemeyide o işin erbabına bırakırıp
onların sözlerine
uymarız.
Zira aklın kabul edeceği bilmediğin meselede bilene danışmaktır. Bilmediğin
meselede şahsi kanaatine göre hüküm vermek değildir.
Slm ve dua ile…
Anasayfa > Genel > Dur Iman