İnsanla müzik arasındaki ilişki nedir?
BU KONU HAKKINDA BİLGİ
ALMAK İSTİYORUM YARDIMCI OLURSANIZ SEVİNİRİM.
MÜZİĞİN İNSAN YAŞAMINDAKİ YERİ VE
ÖNEMİ
“İnsan”, insanlaşma sürecinin
bir ürünüdür. İnsanın oluşumu bu sürece bağlıdır, bu süreç yaşanmadan
insan olunamaz. “İnsan insanlaştıkça yaşar, yaşadıkça insanlaşır”. İnsan, geçmişten geleceğe
doğru “biyopsişik”, “toplumsal” ve “kültürel” olmak üzere birbirini tamamlayıp bütünleyen
üç ana evrim geçirir. Geçirdiği evrime bağlı olarak “biyopsişik, toplumsal
ve kültürel bir varlık” olarak tanımlanan insan, canlılar arasındaki özel,
üstün ve ayrıcalı konumunu-durumunu, geçirdiği bu üçlü evrime, özellikle kültürel
evrime borçludur (Uçan 1994)
“Kültür”,
maddi ve manevi her şeyi işlemek ve geliştirmektir. İnsan ve
kültür ilişkisini yorumlarsak; İnsanın yaşadığı işlediği ve kullandığı her
şey kültürün bir parçasıdır. Öyleyse, müzik ve ona bağlı tüm
eylem ve inançlar kültürün bir parçasıdır. Çünkü müzik, insan yaşamının
ve evrenin varoluşunun her döneminde olmuştur.
İnsan, fizloyojik bir süreç sonucunda ses üretir. Ses üretiminin
temelinde ise karmaşık, birbirini bütünleyen ilişkiler yatar. “İşitme” olgusunun insana
etkisi, seslerin yüksekliği, niteliği, kalitesi gibi, daha güzele yönelik ses
üretiminin bilimi sayılan “ses psikolojisi”nin belirleyici bir rolü olduğu kabul
edilmektedir. Duyulan seslerin fizyolojik bağlantılarla gerçekleşen bir süreç olması, seslerin
sözcüklerle ilişkisi ve “dil” ile “melodi”nin kaynaştırılması, yine bu kapsamdadır.
20. Yüzyılın önde gelen etnomüzikolog ve müzikologlarından Curt Sachs, şu
genellemeden yola çıkar: “İnsan sesi, çalgıdan eskiye uzanır. En ilkel
aşamalarda şarkı vardır, ama çalgı yoktur” Bu genellemeden bir varsayıma
ulaşılmaktadır: “Müzik şarkı söylemekle başladı”. Etnomüzikologlar, “şarkı”nın, başka deyişle “ezgi”nin
doğuşunu dil temeline dayandırmaktadır: İnsanlar arası ilişkiler gibi, kurumlar ve
toplumlararası ilişkiler de dille kurulur, dille sürdürülür. Toplumda madde ve
kavram olarak her şey (müzik dahil), dilde vardır. Kültürel ve
tarihsel miras, ancak dil aracılığıyla yeni kuşaklara aktarılır (ALPAGUT 1998).
İşte bunun için müzik evrenseldir.
Müzik, tüm dünya kültürlerinin ve dillerinin tek anlatım-anlaşım biçimidir.
Müzik, duygu, düşünce, izlenim ve tasarımları
ve başka gerçeklerin de katkısıyla belli durum, olgu ve olayları,
belli bir amaç ve yöntemle, belirli bir güzellik anlayışına göre
birleştirerek, biçimlendirilmiş seslerle işleyip, anlatan estetik bir bütündür. Herkesin anlayabildiği
ve anlayabileceği yegâne dildir” (Uçan 1993). Müzik hem bir sanat,
hem de bir bilimdir. Duygusal olarak algılanışının yanı sıra akıl
ile de kavranabilir. Bu özelliği ile bireyin ve toplumun duyuş
ve biliş açısından durumunu belirlediği gibi, gelişim ve değişimini de
sağlayan bir organik yapıdır.
Gözlerimizin
gördüğü her fiziksel güzelliğin kaynağında, hayatın temel öğelerinden birisi olan,
renklerde, mevsimlerin değişiminde, dalgaların yükselip-alçalmasında, rüzgarda, fırtınalarda ve doğanın nice
güzelliklerinde, sürekli bir hareket vardır. Gündüzü, geceyi, mevsimleri ve dolayısıyla
zamanı oluşturan da, işte söz konusu bu hareketlerdir. Hareketler olmasaydı
(yani her şey durgun ve durağan olsaydı), her şey bir
sonsuzluk denizi içinde yok olup, giderdi. Daha doğrusu, hayat ve
onun oluşumunu sağlayan biçimler ortaya çıkamazlardı. Sevdiğimiz, arzu ettiğimiz, araştırıp
anlamaya çalıştığımız her şeyin ardında, hareket ve onun bir sonucu
olan “hayat” yatmaktadır. “Hayat” sözcüğü, varlığımızın dışa vurumu ile aynı
anlama gelir. Konuşmalarımızda sıkça söz ettiğimiz müzik, görünen (ve hatta
görünmeyen) her şeyin özünde gizlidir. O’na; mimaride, bahçecilikte, çiftçilikte, boyacılıkta
veya şiirde rastlayabiliriz. Güzelliğin ilham kaynağı olduğu her meslekte ve
ilahi şarapla sulanmış her şeyde, müzik vardır. Bu nedenle, bir
çok sanat dalı arasından, özellikle musiki sanatı, ilahi bir dal
olarak ele alınır. Çünkü müzik, evreni yöneten ve bir arada
tutan kuralların bir sureti gibidir. Kendimizi dinlediğimizde, kalp ve nabız
atışımız ile nefesimizin belirli bir ritme sahip vücut dediğimiz bu
mekanizmanın ritmik işleyişine bağlıdır. Nefes, ses gibidir. Söze ve kelimeye
benzer. İster içimizde, isterse dışımızda alınsın, her nefes bir sestir.
Ve bu ses, müziğin ta kendisidir. Yani insan, sürekli olarak
bir müzik aleminin içinde nefes alıp-vermektedir. hem güzellik, güç ve
sihir içeren ve hem de tüm kalıpların ötesine geçerek, insan
ruhunu yüceltici bir etkiye sahip olan tek sanat dalı, müziktir
diyebiliriz. Eski çağlarda, büyük peygamberlerin aynı zamanda iyi birer müzisyen
olmalarının sebebi, burada aranmalıdır. Bu konu ile ilgili olarak Musa
Peygamber hakkında anlatılan şu kıssa oldukça ilginçtir:
Buna göre Musa,
Sina Dağı’nda şöyle bir ilahi emir alır: "Muse ke" kendisine
belirli bir ton ve ritimde iletilen ve "Dinle Musa" anlamına
gelen bu emre Musa (as), ilk kez "müzik" kelimesi ile
karşılık bulmaya çalışmıştır. İşte İngilizce’deki music, Almanca’daki "musik" ve Türkçe’deki
"musiki" kelimeleri, bu emirden türetilmiştir. Davud Peygamber, vermeyi düşündüğü mesajları,
şarkı ve ilahilerle ritmik bir şekilde inananlara iletmeye çalışmıştır. Yunan
mitolojisinde adı geçen ve ritm ile tonun sırrını bilen kişi
olarak anılan Orfe, sahip olduğu bu sır yardımıyla doğanın gizli
güçlerine karşı üstünlük sağlamıştır. Peki, tüm bunların anlamı nedir? Bunların
anlamı, bütün evrensel ahengin müzikte gizli olduğu gerçeğidir. Müzik doğal
olduğu kadar, sihirli bir tılsım da içerir. Ancak günümüz insanları,
eskilerin bilgilerini unutmuş ve kaybetmişlerdir. Bu nedenle "eski bilgeliklerden elimizde
kalan tek büyülü şey müziktir" demek, yanlış olmaz (Khan2001).
Ünlü Alman filozof Nıetzche, müziği şöyle yorumluyor; “Müziğin verdiği heyecanın
temelinde görüntü imgelemini ve duyguları harekete geçirme gücü vardır ve
bu müziğin insan üzerindeki büyüleme gücünün gerekli öğelerinden biridir. Müzik
temelde, bizde belli bir oranda güç kazanan yaşam duygusunun özünde
gizli olan acıyı anlatır; müziğin verdiği heyecanın yapısında da bu
acıdan uzaklaşıp onu uzaktan izleme düşüncesi vardır. Eğer müzik akla
ve duygununun üst katlarına seslenmemiş olsaydı ona sanat diyemezdik, onu
basit gösteri danslarının estetik katına alırdık. Bütün sanatlar içinde yapısı
gereği insan duygularını en çok avucu içine alan fiziksel olarak
insanı büyüleme gücü en yüksek olan sanattır müzik.
İşitme yeteneği kazanıldığı andan itibaren yaşama giren
müzik, ana kucağında, beşikte, evde, sokakta, okulda, taşıt araçlarında, radyo-televizyonlarda,
sinemalarda, tiyatrolarda, konser salonlarında, tören ve toplantılarda insanın yanı başında
yer alır, onu kucaklar, sarar, etkiler. Fark edilmese bile
yaşamın vazgeçilmez bir parçası, doğal bir unsurudur. “İnsan, daha doğmadan
(annesi yoluyla) dolaylı olarak müzikten etkilenir; doğumdan sonraki bebeklik döneminde
ninni vb. müziklerle uyur; erken çocukluk yıllarında saymacalar, tekerlemeler ve
müzikli oyunlarla oynar; geç çocukluk ve gençlik dönemlerinde çeşitli müziklerle
daha yoğun ve zengin ilişkiler içine girer; yetişkinlik yıllarında çok
çeşitli, çok yönlü ve kapsamlı bir müzik ortamı içinde yaşar;
yaşlılık yıllarında da müzikle olan yoğun, kapsamlı ve derin ilişkilerini
sürdürür”. “Doğduğu çevrede müzikle etkileşim içinde olan birey, müzikle ilgili
olarak birtakım davranışlar kazanır. “Dinleme”, “benzetme”, “oynama”, “mırıldanma”, “söyleme”, “tıngırdatma”,
“çalma”, “ yaratma”, “eleştirme”, “beğenme”, “beğenmeme” bu davranışlardan başlıcaları
sayılabilir. Bu davranışlar kazanıldıkça birey, müzikle ve müzik çevresiyle daha
bilinçli, daha bilgili ve daha etkili bir etkileşim içine girer.
Bu davranışlarla bağlantılı olarak ayrıca, “müzikle uyuma”, “müzikle oynama”, “müzikle
yürüme”, “müzikle dinlenme”, “müzikle eğlenme”, “müzikle öğrenme”, “müzikle çalışma”, “müzikle
anlaşma”, “müzikle kendini aşma” vb. daha kapsamlı ve çok yönlü
davranış örüntüleri geliştirir” (Uçan1996).
Müziğin insan yaşamındaki yeri ve önemini en çarpıcı biçimde ifade
eden Ulu Önder Atatürk olmuştur. Atatürk, 14 Ekim 1925’de İzmir
Kız İlköğretmen Okulu’nda öğrencilerle görüşürken, “Hayatta mûsikî lâzım mıdır?” şeklindeki
bir soruya şöyle cevap vermiştir: “Hayatta mûsikî lâzım değildir, çünkü
hayat mûsikîdir. Mûsikî ile ilgisi olmayan yaratıklar insan değildir. Eğer
söz konusu olan insan hayatı ise müzik, kesinlikle vardır. Mûsikî,
hayatın neş’esi, rûhu, sevinci ve her şeyidir” (Uçan 1996).
Müziğin İnsan Yaşamındaki İşlevleri
1. Bireysel işlevler
2. Toplumsal
işlevler
3. Kültürel işlevler
4. Ekonomik işlevler
5. Eğitimsel işlevler
Müziğin Bireysel İşlevleri
Müzik, bireyin
sağlıklı ve dengeli, kendine özgü bir kimlik ve kişilik geliştirebilmesinde
önemli rol oynar. Müzik sayesinde birey, belirli bir yeterlilik ve
yetkinlik düzeyine erişebilmek için gerekli davranış değişikliklerini kazanır.
1.Bireyin bilişsel, duyuşsal ve devinişsel yaşamındaki durağanlığı devingenleştirme, devingenliği durağanlaştırma
ve giderek bunları belirli bir devingenlik ya da durağanlık düzeyinde
tutma,
2.Bireyi ilkel dürtülerden arındırma (bireydeki bu tür dürtüleri
ortaya çıkarma-ifade etme-boşaltma ve böylece bireyi onlardan arındırma),
3.Bireyi,
müzik yapma, müzik yaratma, müzik dinleme (tüketme), müzikle oynama vb.
etkinlikler yoluyla bireyde, fiziksel, devinişsel, duyuşsal ve bilişsel yönlerden sağlıklı
bir arınım ve doyum sağlama,
4.Bireyi sağlıksız bunalım ve
gerilimlerden uzak tutma, bireyi sağlıklı bir bunalım ve gerilim içine
sokma, bireyin içinde bulunduğu bunalım ve gerilim durumunu sağlıklı bir
düzeyde tutma,
5.Bireyin devinimlerini dengeleme, devinimlerdeki ritimsel akışı düzenleme,
bireyin devinimlerini denetleme yeteneğini geliştirme, böylece bireye doğru-dengeli-rahat-yeterince gevşek ve
yumuşak bir bedensel duruş ve deviniş olanağı sağlama,
6.Bireyin
kendini tanımasına, kendine güvenini artırmasına, kendini kanıtlamasına, kendini gerçekleştirmesine, kişiliğini
geliştirmesine, yaşamını zenginleştirmesine ve böylece kendisine daha sağlıklı, mutlu bir
yaşam kurmasına olanak sağlama, katkıda bulunma,
7.Bireyin bilişsel, duyuşsal
ve devinişsel yeteneklerini geliştirmesine katkıda bulunma; bireyin bilişsel-duyuşsal-devinişsel gelişimini hızlandırma,
8.Bireydeki yaratıcı gücü uyandırma, bireyin yaratma yeteneğini zenginleştirme ve
onun gelişimini hızlandırma,
9.Bireydeki girişme-deneme-kullanma-uyarlama-değiştirme-geliştirme eğilimlerini güçlendirme,
10.Bireyin sesini ve
ses üretme organlarını daha iyi tanıma, daha etkili ve verimli
biçimde kullanma ve denetleme yeteneğini geliştirme,
11.Bireyin artan/boş zamanlarını
etkin olarak ve zevkli uğraşılarla değerlendirmesine olanak sağlama,
12.İş, çalışma
ve üretim yerlerindeki tekdüzeliği giderme, tinsel/tensel yorgunluğu azaltma, çalışma zevki
ve sevinci yaratma, başkasıyla gereksiz yere konuşmadan alıkoyma, başkasını rahatsız
etmeme; böylece bireyde düzenli, etkili, verimli ve mutlu bir çalışma
alışkanlığı oluşmasına katkıda bulunma. Bireyin dikkatini toplamasına, farkına varma-belleme-anımsama-düşünme vb.
yeteneklerinin gelişmesine, duygularını güçlendirme ve denetlemesine, kendini anlamasına ve anlatmasına
ve kendisi hakkında olumlu görüş geliştirmesine katkıda bulunma,
13.Bireysel
sağaltımda (tedavide) kullanışlı bir araç ve etkili bir yol/yöntem olma
(müzikle sağaltım/müzik yoluyla sağaltım),
14.Bireysel ve gruplu danışmada, zihinsel özürlü
ve otistik çocukları sağaltmada ya da iyileştirmede, uyumsuz çocuklardaki uyum
bozukluklarını gidermede, sinirsel-tinsel rahatsızlıkları gidermede etkili bir uyarıcı ya da
araç olma,
15.Belli
duyguları inceltme ve yüceltmeyi kolaylaştırma,
16.Bireyin içinde yaşadığı doğal, toplumsal ve
kültürel çevreye duyarlılığının artmasına, gelişmesine ve derinleşmesine olanak sağlama,
17.Bireyin çalışma, iş yapma, yaratma, disiplin, sorumluluk,
başarı, güven, coşku, beğeni, sevgi duygularını uyandırma-geliştirme-kökleştirme-zenginleştirme-derinleştirmeye olanak sağlama” (Uçan
1996).
Müziğin Toplumsal İşlevleri
Müzik, toplumu oluşturan bireyler arasındaki
etkileşimleri, toplumların birbirleriyle olan ilişkilerini düzenleyip, toplumsal ve toplumlararası anlaşma,
dayanışma, paylaşma ve kaynaşmayı sağlar.
1.Bireyler (kişiler) arasında bağ kurma,
duygu-düşünce-tasarım-izlenim alışverişi sağlama ve giderek ortak duygu-düşünce-tasarım-izlenim oluşturma,
2.Bireyin
toplumsallaşmasını kolaylaştırıp hızlandırma: Müzikli etkinlikler yoluyla grup çalışmalarına katılma, grubun
üyesi olma, grubun içinde dikkati çekme, gruba kendini kabul ettirme,
grubun içinde toplumsal güven kazanma vb. özellikler oluşturup geliştirme,
3.Bireyler arasında, birlikte müzik yapma yoluyla, etkileşme, işbölümü-yardımlaşma-dayanışma-uyuşma-paylaşmayı geliştirip güçlendirme,
4.Birlikte çalışma sırasında bireylerin sorumluluk alma, aldığı sorumluluğu yerine
getirme, yeni sorumluluklara hazır olma özelliklerini geliştirmelerine katkıda bulunma,
5.Bireylerin birbirlerine karşı açık, esnek, anlayışlı, hoşgörülü, saygılı, sevgili ve
insancıl olmalarını sağlama,
6.Toplumsal iletişime, etkileşme, anlaşma, birleşme, dayanışma,
kaynaşma ve bütünleşmeyi kolaylaştırma-hızlandırma-güçlendirme-pekiştirme,
7.Ulusal duygu-düşünce-tasarım-izlenimler oluşturma; oluşan ulusal
duygu-düşünce-tasarım-izlenimleri geliştirme (pekiştirme-kökleştirme-zenginleştirme-derinleştirme),
8.Doğa, yurt, insan, toplum, ulus sevgisini
toplumu oluşturan birey, küme, kesim, kurum ve kuruluşlar arasında yaygınlaştırma,
9.Uluslararası (toplumlararası) ilişkilerin kurulmasını, korunmasını, geliştirilmesini kolaylaştırma; böylece duygu-düşünce-tasarım-izlenim
alışverişi, dostluk, işbirliği, kardeşlik, barış ortamının oluşup gelişmesine olanak sağlama,
10.Ulusal birliği simgeleme (ulusal marşımız “İstiklâl Marşı” ulusal birliğimizi
simgeleyen bir müziktir),
11.Toplumsal iletişimi-etkileşimi kolaylaştırma-hızlandırma-yoğunlaştırma (törenlerde-şölenlerde, radyoda-televizyonda günün
belli saatlerinde belirli müziklerin yer alması, temelde böyle bir işgörüden
kaynaklanır)” (Uçan 1996).
Müziğin Kültürel İşlevleri
Müzik, hem bireysel hem
de toplumsal kültürü ve kültürel özellikleri oluşturur, geliştirir, çeşitlendirir, zenginleştirir.
Ayrıca kültürel unsurların paylaşılması, korunması ve kuşaktan kuşağa aktarılmasında önemli
rol oynar. Bu arada çeşitli kültürler arası ilişkileri (gerek birey
ve gerekse de toplumsal açıdan) geliştirir, pekiştirir, güçlendirir, çeşitlendirir ve
zenginleştirir; kültürel kimliğin ve kişiliğin oluşmasında, korunma ve geliştirilmesinde müziğin
işlevi yadsınamaz.
1.Müzik bir kültür öğesidir, kültürün öbür öğeleriyle
etkileşir (onlardan etkilenir, onları etkiler).
2.Müzik bir dildir. Farklı
yörelerden, farklı bölgelerden, farklı ülkelerden, farklı kıtalardan; farklı kesimlerden, farklı
topluluklardan, farklı toplumlardan, farklı uluslardan; kısacası, farklı kültürlerden farklı insanların
ve insan kümelerinin (topluluklarının) buluşabildiği, birleşebildiği, birlikteleşebildiği, az-çok anlaşabildiği biricik
dildir. Bu dilin adı “müzikçe” dir, bu dile “müzikçe” denir.
Müzikçe diller üstü bir dildir, bir “üst dil” dir.
3.Müzik bir kültür öğesi olarak, içinde oluşup biçimlendiği kültürün (yaşama
biçiminin) özelliklerini taşır.
4.Müzik, insanın kültürel
yaşamında “ geçmiş” ile “şimdi”, “şimdi” ile “gelecek” ve böylece
de “geçmiş” ile “gelecek” arasında bağ kurar. Bunun doğal bir
sonucu olarak da belli kültürel özelliklerin göreli sürekliliğini sağlar.
5.“Bireyler, kümeler, topluluklar ve toplumlar arasındaki
benzerlik ve ayrılıkların ortak nedeni kültürüdür” (Güvenç, 1976). Müzik, söz
konusu benzerlik ve benzemezlikleri simgelemede başta gelen kültür öğelerinden biridir.
6.Her toplumun (ulusun) bir
ses sistemi vardır. Toplumun müzik yapıtlarında kullanılan sesler sistemli olarak
bir araya getirildiği zaman elde edilen ses dizisi (genel dizi)
ve bu dizideki belirli seslerden oluşturulan özel diziler, bir bütün
olarak “ses sistemi” diye adlandırılır. “Bir ulusun kullandığı seslerin bütünü
(genel dizi) ve seslerden yapılmış özel diziler o ulusun müziğinin
ses sistemini oluşturur” (Zeren, 1978).
7.Bir toplum (ulus) kendi müziğini
biçimlendirirken, giderek, bu müzik yoluyla kendisini yeniden biçimlendirir. Bu biçimlendirme-biçimleme
sürecinde temel öğe, kültürün hem nedeni hem de sonucu olan
“insan” dır (Kağıtçıbaşı 1977).
8.Müzik bir “kültürleme” –
“kültürlenme” ve “kültürleşme”aracı, yolu/yöntemi, biçimi ve alanıdır.
9.Müzik kültürü
kendi içinde çok türlülüğü ve zengin çeşitliliği olan bir yapıya
sahiptir” (Uçan 1996).
Müziğin Ekonomik İşlevleri
Bireylerin ve toplumun müziksel ihtiyaçlarının
karşılanması birbirine bağlı bir çok ekonomik faaliyetin doğmasına yol açmaktadır.
Bu faaliyetler ekonominin tüm aşamalarında belirgin bir biçimde izlenebilir.
1.Üretim
alanı olma: Bağdama (yaratma) ve seslendirme-yorumlama (çalma-söyleme), çalgı yapımı, yapıtların
basımı, bunları yapan bağdar (besteci), seslendirici, yapımcı ve basımcılar, müzik
yapıtı üretilirken kullanılan araç, yöntem ve teknikler; sonunda ortaya çıkan
ürün, yani bağdanan, seslendirilmiş olan, basılıp çoğaltılmış olan, müzik yapıtı
ve yapılmış olan çalgı, müzik yapıtlarının ve çalgıların üretiminde kullanılan
zaman ve verilen emek ve ortaya çıkan ürünün karşılığı olarak
alınan (ödenen) ücret.
2.Dağıtım alanı olma: Müzik yayıncıları, plakçılar-bantçılar-kasetçiler,
müzik pazarlayıcıları, dinleti (konser) düzenleyicileri; müzik yapıtları ve çalgılarının depolanması,
alımı satımı ve bunlarla ilgili düzenlemeler; radyo ve televizyonun bu
alanda verdiği hizmetler.
3.Tüketim alanı olma:
Müzik dinleme (dinleti salonlarında, evde iş-çalışma yerinde, törenlerde, şölenlerde vb.);
eğlenme-dinlenme-oynama sırasında müzik kullanma; kendi bireysel gereksinimi için çalma-söyleme; müzik
yapıtlarının seslendirimiyle ilgili araç ve gereçleri alıp kullanma; dinleyiciler (müziğin
tipik tüketicileri)” (Uçan 1996).
Müziksel ihtiyacın karşılanması için
yapılan bu faaliyetlerin müziğe geniş bir ekonomik alan yaratması, çoğu
zaman sanatsal ve estetik zorunlulukların unutulmasına veya bilerek ihmal edilmesine
sebep olmaktadır. Bu durum müziğin ekonomik boyutunun, kültürel ve eğitimsel
işlevlerinin önüne geçmesine sebep olmakta, bireysel ve toplumsal sorunlara yol
açmaktadır.
Müziğin Eğitimsel İşlevleri
“Eğitim, bireyin davranışlarında kendi yaşantısı yoluyla ve
kasıtlı olarak istendik değişme meydana getirme sürecidir (Ertürk 1972). Bu
süreçten geçen insanın (bireyin), geçmeyenden daha etkili ve verimli, daha
dengeli ve doyumlu, daha başarılı ve mutlu olması beklenir. Müzik,
özü itibâriyle eğitsel bir nitelik taşımaktadır” (Uçan 1996).
1.Eğitim boyutu
olma: Müziğin özündeki eğitsel nitelik, müziğin eğitsel amaçlara hizmet etmesi
ve eğitsel gereksinmeleri karşılamada veya gidermede işe yaraması onu çok
eski çağlardan bu yana eğitimin bir boyutu haline getirmiştir. Bu
bakımdan müzik öteden beri eğitimin en önemli kapsamsal öğelerinden biridir.
2.Eğitim aracı olma: Müziğin eğitim aracı olma işlevi, esas olarak,
eğitimde-öğretimde müziğin gücünden, etkisinden ve katkısından yararlanma; dersler, üniteler, konular
işlenirken bunlar ve kişiler arasında müzikle bağlantı sağlama ve belirli
sonuçlara ulaşmak için müziği kullanma ilkesine dayanır.
3.Eğitim yöntemi
olma: Müziğin eğitim yöntemi olma işlevi, esas olarak, eğitimde-öğretimde bir
dersi, üniteyi, bir konuyu öğrenmek/öğretmek ya da işlemek için bilinçli
olarak seçilen ve izlenen müziksel yol olarak kendini belli eder.
Bunun yanı sıra eğitimsel-öğretimsel gerçekleri arayıp bulmak, yorumlamak ve açıklamak
için uyulan/tutulan mantıklı müziksel düşünme yolu da dolaylı olarak müziğin
eğitim yöntemi olma işlevi kapsamına alınabilir.
4.Eğitim alanı olma: Müziğin
eğitim alanı olma işlevi, esas olarak eğitimde-öğretimde müziğin kendine özgü
bir konu veya çalışma çevresi olma özelliğine dayanır. Bu özellik
eğitimin türüne ve düzeyine göre müziğe ders, kol, dal, bölüm,
okul, yüksekokul, fakülte ve enstitü biçiminde eğitimsel ve/veya eğitkurumsal bir
yapı ve işleyiş niteliği kazandırır.
Müziğin insan yaşamındaki işlevlerinin yeterince
etkili ve verimli biçimde işleyebilmesi için, insanın müzik yoluyla yetiştirilmesi
yeterli olmamış, bazı insanların müzik alanının belirli dallarında daha
köklü ve derinlemesine yetiştirilmesi zorunlu olmuştur. Bu yüzdendir ki,
ilkel büyücünün başlıca müziksel yetenekleri ya da becerileri, günümüzde, çoğunlukla
ayrı birer müziksel meslek ve uzmanlık alanı/dalı haline gelmiştir” (Uçan
1996).
Müziğin sadece bir eğlence
aracı olmadığının, insan ruhunun ve vicdanının derinliklerinden zihin ve düşünce
dünyasına kadar uzanan bir iletişim yolu olduğunun anlaşılmasıyla, müziğin bu
özelliğinden nasıl istifade edebiliriz düşüncesi, çok sayıda ilmî araştırmaya zemin
teşkil etmiştir (AKCAN 2005)
Müziğin yaşamımızdaki rolünü araştıran bilim
adamları, annenin ninnisiyle başlayan ve yaşam boyu süren müzik serüveninin
hayatta kalma şansını artıran bir unsur olup olmadığını tartışmıştır.
Özenle büyütülen bir bebeğin hayatta kalma şansı daha yüksektir. Özenli
bakım ise müziksiz düşünülemez. Son günlerde biyolog, psikolog, sinirbilimciler başta
olmak üzere pek çok bilim adamı müziğin nasıl doğduğunu, nasıl
yayıldığını, insan yaşamındaki rolünü araştırmaktalar. Müzik ile -aktif veya pasif-
ilgilenmek insan beynine kazınmış bir yetenek ise hayatta kalma ve
soyun devamını sağlama bağlamında müzik ne gibi bir rol üstlenir?
Müzik, problem çözme ve lisan gibi insan yaşamını doğrudan kolaylaştıran
insani özelliklerle benzeşir mi? Yoksa Massachusetts Institute of Technology’den (MIT)
bilişsel psikolog Steven Pinker ‘in dediği gibi yalnızca “’kulağa hitap
eden bir pasta” mı? Pinker’e göre müzik somut bir evrimsel
gereksinimi karşılamaktan çok keyif almamızı sağlayan bir zevk unsuru. Müziğe
duyulan bu merak ve ilginin kaynağı nedir? Müzik dünyada yaşayan
tüm insanları nasıl büyüsü altına alıyor? Orduları harekete geçirmek, Tanrı’yı
övmek ve ölüleri gömmek için niçin müzikten yararlanılıyor? Tüm bu
sorulara kendimizce şöyle bir düşünüp yanıt vermemiz gerek!
Alman
bilim adamları, profesyonel ya da amatör olarak müzikle uğraşan insanların
beyinlerinin daha büyük olduğunu belirlediler. Friedrich-Schiller Üniversitesi’nde görevli bilim adamları,
düzenli olarak müzik aleti çalmanın, beynin görme, duyma ve hareket
etmeyle ilgili bölümlerinin büyümesini sağladığını tespit etti. Araştırma çerçevesinde, müzikten
anlamayan, müzikle amatör ve profesyonel olarak ilgilenen kişiler incelendi. Alman
bilim adamı Christian Gaser, ilk kez deneklerin beyinlerinin bütün bölgelerindeki
farkları bulmaya çalıştıklarını ve belirli bölgelerde fark tespit ettiklerini söyledi.
Demek ki müzik insanlara beyni kullanma gücünü ve yolunu öğretiyor.
Buradan şu sonuç ortaya çıkıyor; Müzik yapan ya da
müziği bilinçle, düşünerek dinleyen biri diğerlerine nazaran daha akıllıdır!
Yrd.Doç.Dr.Osman Coşkun, insan beyninin bilgisayar gibi
istenilen programı kaydetme özelliğine sahip olduğunu, bu özellikten de uygun
şartları oluşturarak yararlanılabileceğini belirtiyor. İnsanın mutluyken yaptığı her faaliyette olduğu
gibi öğrenmede de keyif aldığını ve keyif alarak yaptığı her
işte de başarılı olduğunu kaydeden Coşkun, öğrencilerin bu durumu sınavlara
hazırlanırken rahatlıkla kullanabileceğini söylüyor. Mutlu olmanın yollarından birisinin müzik olduğunu
ve beynin ders çalışmaya istekli ve hazır hale getirilmesinde önemli
bir görev üstlendiğini ifade eden Coşkun, insan beyninde 100 milyar
hücre bulunduğunu ve her bir hücrenin mikro elektrotlarla uyarıldığında +70
milivolt enerji ürettiğini belirtiyor.
Müzik,
stresi azaltan önemli bir vasıta olarak da kullanılmaktadır. Eğer stres
devam ederse, hipertansiyon, ülser, deri hastalıkları baş ağrısı, damar sertliği
gibi hayatı tehdit eden problemler ortaya çıkabilir. Amerikan Psikoloji Derneği’nin
yaptığı bir ankete göre müzik, stresi azaltmak için kullanılan en
yaygın metottur (AKCAN 2005). Hemen bütün dünyada görülen odur ki,
bu devirde hâlâ insanların yetişmesinde ve gelişiminde, gösterilmesi gereken ilgide
eksiklikler var. Bu meselenin önemi lâyıkıyla anlaşılmadığı gibi, ayrıca birbirlerinden
kopuk gayretlerin bir çoğunda ana fikir ve metot yanlışlığı bârizdir.
Kültürün en ehemmiyetli unsurlarından olan müzikte, arz ettiğimiz tablo idrâkimizin
aynasıdır. Müzik hayatî faâliyetlerin (ekmek, su gibi) ana maddesidir. Biz
bu aç, gelişmeye muhtaç bir varlık olan çocuklarımızı, beslemek yerine,
onlara gıda maddelerinin adını öğretiyoruz. Küçük yaştan itibaren iyi bir
müzik terbiyesi almış kişi, dengeli ve seviyeli bir karaktere, ahlâka
sahip olabilmenin önemli temel unsurlarından birini elde etmiş demektir (İÇLİ
1997).
Müziğin toplumsal etkileşimde varolan
eşsiz bir insanlık görüngüsü olduğu, yalnızca kendi içinde kendisi için
oluşmadığı, ve her zaman onu üretecek, tüketecek ve ne olup
olmadığına karar verecek insanlara gereksinim duyduğu açıktır (EROL 2003)
Bütün bu düşüncelerden yola çıkarsak, müziğin
evrenin ve insanın temeli olduğunu görürüz. İnsan yaşamında müziğin önemini
ve yerini asla yadsıyamayız. Bu olgular bize, zaten yaşamda var
olan, her yerde karşımıza çıkan müziği daha net algılamak ve
bu şekilde yorumlamak, sunmak fırsatını göstermelidir. Çevremize daha dikkatli baktığımızda
adımlarımızdaki ritm bile bize bu yolu gösterecektir. Lütfen “Müziğe ve
müziğin yaşamımızdaki yerine bakmayalım, O’nu görelim”!
Anasayfa > Genel > Insan Kültür Sanat Ve Müzik Ilişkisi