Veda Hutbesi’ni yazar mısınız?
veda hutbesini okuyyarak insan hakları
açısından önemini yazınız?
Veda
Hutbesi ve İnsan Hakları
Bilindiği gibi dünya tarihinde
insanlığın gidişatını değiştiren
dönüm noktaları
vardır. Onların en önemlilerinden
biri de şüphesiz ondört asır önce insanlık
tarihine altın harflerle
yazılan `insan hakları manifestosu´ diyebileceğimiz Hz Muhammed
tarafından Mekke´de yüzbinin üzerinde insan
topluluğuna
okunan
´veda hutbesi´dir.[1]
Veda hutbesi lokal/yerel/bölgesel bir ´manifesto´
olduğu kadar evrenseldir de. Hutbeye ana hatlarıyla
bakıldığında; hedef
kitlenin genelde tüm
insanlık, özelde de müminler ve Hz. Peygamberin ashabı/arkadaşları
olduğu hitabetin uslubundan
kolayca anlaşılabilmekte,
içeriğinde ise bugünün dünyasında genel kabul gören,
mahrumları ve mazlumları mutluluğa kavuşturan
evrensel değerlerin
mündemiç olduğunu tesbit zor
olmamaktadır.
Durum böyle iken İslam Peygamberi´nin gündeme getirdiği
ve tarihin tesbit ettiği;
özellikle birey ve toplum için
temel hak ve özgürlükler içeren değerlerin bir
kısmı,
yüzyıllar
sonra ilk defa İngiltere’de ve daha sonra ABD’de
kabul edilerek, 1789 Fransız
İhtilali’nden sonra
dünyaya yayıldı ve evrensel
hale gelmeye başladı.[2]
İslam´ın gündeme getirdiği ve tamamen tabiî
/doğal hukukla da
birebir örtüşen bu doğal
temel hak ve hürriyetleri, değerleri aşağıda
mukayeseli bir analize tabi
tutmaya çalışacağız.
İnsanlığın kurtuluşa ve mutluluğa
kavuşmasına vesile olan özgürlük / hürriyet; İslam Peygamberi
tarafındanveda hutbesinin satır aralarında genel hatlarıyla;
yaşama hakkı, din ve vicdan özgürlüğü,
düşünce
ve
ifade özgürlüğü, haberleşme özgürlüğü,
seyahat özgürlüğü, konut dokunulmazlığı,
seçme ve seçilme hakkı gibi temel
hak ve özgürlükler
dile getirilmiştir. Elbette hürriyetin sınırlarının
olduğunu bu satırlara ulaşabilen herkes bilir.
Adalet duygusu;
vicdanlarda gelişir ve aynı zamanda toplumsal barışın
teminatıdır. Adalet, herşeyi yerli
yerine koymak demektir. Zulüm / haksızlık ise tam bunun zıddıdır.
Bu durum
Veda Hutbesinde: „Ne
zulmediniz ne de zulme uğrayınız“
şeklinde en güzel ifadesini bulmuştur.
Milletler toplumsal yapılarında
eşitlik, özgürlük
ve adaleti barındırdıkları
sürece tarih sahnesindeki yerlerini koruyabilmişlerdir.
Eşitlik; herkesin
çıkarının eşit olduğunu,
eşit
hakka
sahip olduğunu ifade etmektedir. Zira toplumlar, bünyelerindeki
eşitsizlikleri
gidermedikçe, nimeti ve külfeti eşit olarak
paylaşmadıkça
eşitsizlikten
kaynaklanan sorunlarını çözmeleri
zordur.
Kadın hakları;
yüzyıllardır insanlığın önemli
sorunlarından biri olarak toplumları meşgul
etmiştir. Özellikle İslamın ortaya
çıktığı
toplumlarda
ve eşzamanlı toplumlarda kadın meta
olarak algılanmış hatta öyleki kadının
varlığının mahiyetinin tartışıldığı
dönemler bile olmuştur.
Oysaki veda
hutbesinde: „Kadınların
haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah’tan sakınmanızı
tavsiye ederim. Kadınların da sizin
üzerinizdeki
hakları,
meşru örf ve adete göre yiyecek ve
giyeceklerini temin etmenizdir.“ anlayışıyla
kadın-erkek ilişkileri de
hukuksal bir zemine
oturtulmuş oluyordu.
Her türlü sınıfsal farklılık ve ayrıcalıkları
ortadan kaldıran
´kardeşlik´ işbirliği ve dayanışma
duygusunu, karşılıklı saygı
ve
sevgiyi
temin etmeye
matuf şu ifadede de:
“İnsanlar!
Rabbiniz birdir. Babınız da
birdir; Allah yanında
en kıymetli olanınız, en çok saygı göstereninizdir.
Arabın arap olmayana -Allah
saygısı ölçüsünden
başka- bir üstünlüğü yoktur.“
Mülkiyet
hakkı, kişilerin
mal sahibi olabilmeleri sosyal devletin teminati
altındadır
ancak
´hırsızlıkyapmadan´ mülk edinmek esastır ve ahlakidir.Mülkiyet dokunulmaz
ve mukaddestir, çünkü insanın hürriyetinin
eseridir, çalışmanın
mükafatıdır ve bu anlamda da toplumda mülkiyetin
taksimi adilolmalıdır.
Güven / Emniyyet /Emanet; can,
mal
ve
ırz/ namus güvenliği, şeref/onur, haysiyet,
hürriyet ve mülkiyet hürmete şayan değerlerdir. İnsan
ve ona ait değerler her türlü saldırı ve
tecavüzden korunmalıdır. Yaşama
hakkı tabiî bir
haktır ve insan hayatının
bütün safhalarında güven içinde olmalıdır.
Veda hutbesinde vurgulanan
´zulme, haksızlığa ve zorbalığa
karşı
direnme´
gibiilkeler
ile
demokrasinin ilke ve kurallarıoluşmuştur.
VedaHutbesinde"Suçlu kendi suçundan başkası ile suçlanamaz.“ denirken,
bu ifadeMecelle-i
Ahkamı Adliyye[3]de
„Beraeti zimmet asıldır“[4]şeklinde
formüle edilmiştir.BugününMedeni
Hukukunda ise,
„Suç
şahsidir, suçlunun suçu isbat edilenceye kadar suçlanan
masumdur“ şeklinde hukuk kuralı
haline
gelmiştir.
Yukarıdaki cümlelerin hemen hepsi
de özü itibariyle aynı prensibe vurgu yapmaktadır.
Ancak bir farkla
ki; bugün insan haklarının temeli
sayılan bu ve benzeri prensiplerin ilk ve
temel olarak
ciddi anlamda gündeme getirilmesinin şerefi ´veda
hutbesi´ne aittir.
Sonuç
olarak, tüm insanlık, veda hutbesinde dile getirilen
ve
evrensel
hale gelen temel hak ve hürriyetlerin ışığında
ve en azından ahlaki/etik bağlamda
gidişatını
samimi
olarak gözden geçirme gereği duymalıdır.
Özellikle de sözde ´dünya
barışı´ havariliğine soyunanların
buna ihtiyacı olduğu ortadadır…
´Umut´ ve ´gerçeklik´ arasında
çelişki olmamalıdır…
Hele
hele temel hak ve hürriyetlerin güçlüye ve zayıfa
göre kırılganlık gösterdiği bir
dünyada…
Anasayfa > Genel > Veda Hutbesi Ve Insan Hakları